A Novel Hepatitis Virus: Hepatitis G Virus-GB Virus C
M. Fevzi ÖZSOY*, Şaban ÇAVUŞLU*, Alaaddin PAHSA**
* Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Servisi, İSTANBUL
** Gülhane Askeri Tıp Akademisi, İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, ANKARA
Yeni Bir Hepatit Etkeni: Hepatit G Virüsü-GB Virüs C
Anahtar Kelimeler: HGV, GBV-C
Key Words: HGV, GBV-C
GİRİŞ
Hepatit C virüsü (HCV) ve hepatit E virüsünün 1989 ve 1991 yıllarında tanımlanmalarından sonra, transfüzyon sonrası gelişen hepatitlerin düşük bir yüzdesinin, toplumsal kaynaklı hepatitlerin yaklaşık %20’sinin ve muhtemel hepatit virüsleriyle ilişkili kronik karaciğer hastalıklarının yaklaşık %10’unun bilinen hepatit virüsleriyle açıklanamaması nedeniyle, araştırmalar yeni hepatit etken(ler)inin ortaya çıkarılması konusunda yoğunlaştırılmıştır (1-4).
1995 yılında Abbott Laboratuvarları araştırma ekibinden Simons ve arkadaşları, GB’nin akut hepatiti sırasında alınıp saklanan plazması ile infekte edilen tamarinlerde GB virüs A (GBV-A) ve GB virüs B (GBV-B) olarak tanımladıkları flavivirüs-like RNA genomu içeren partikülleri klonladıklarını, ardından yine aynı araştırıcılar insanlarda hepatit etkeni olan ve GB virüs C (GBV-C) olarak adlandırdıkları 3. bir virüsün varlığını saptadıklarını bildirmişlerdir (GB: Akut hepatit geçiren bir cerrahın adının baş harfleridir) (5). GBV-A ve GBV-B, olasılıkla tesadüfen infekte olmuş tamarinlerin viral hepatit virüsü olarak kabul edilmiş, GBV-C’nin ise bu grubun insanlarda viral hepatitlere yol açan tek üyesi olduğu belirtilmiştir (6). Aynı yıl Simons ve arkadaşlarından bağımsız olarak Genelabs araştırma grubundan Linnen ve arkadaşları, kronik hepatitli bir hastanın plazmasında, hepatit G virüsü (HGV) olarak adlandırdıkları bir RNA virüsünü tanımlamışlar, parenteral yoldan bulaşan bu virüsün GBV-A, GBV-B ve HCV’den farklı olduğunu, ancak GBV-C ile homoloji gösterdiğini bildirmişlerdir (7).
Farklı laboratuvarlarda tanımlanmış olan GBV-C ile HGV’nin nükleotid dizini açısından %86, şifreledikleri aminoasit dizinleri açısından %96 homoloji göstermeleri nedeniyle aynı virüs oldukları kabul edilmektedir (5,7).
VİROLOJİ
HGV Flaviviridae ailesi içinde yer alan ve 3100 aminoasitten oluşan bir poliproteini kodlayan 9392 nükleotid uzunluğunda tek bir açılım okuma bölgesi [Open Reading Frame (ORF)]’ne sahip bir virüstür. HGV’nin ORF’si 5ı ve 3ı uçlarında sırasıyla 458 ve 315 nükleotidlik kodlama yapmayan bölgeler ile bu bölgeler arasında yapısal ve yapısal olmayan proteinleri kodlayan bölgeler içerir (Şekil-1) (8-11). Sekans yapılarının incelenmesi sonucu GBV-A ile yaklaşık %48, GBV-B ve HCV (genotip 1a) ile %30’a varan oranlarda homoloji gösterdiği saptanmıştır (7,9). Virüsün isimlendirilmesi (nomenklatürü) henüz tam anlamıyla belirlenmemiş olup HGV veya GBV-C olarak anılmaktadır.
Dünyada, farklı coğrafik bölgelerden klonlanan HGV suşları genetik heterojenite göstermektedir (12). Yapılan çalışmalarda klonlanan suşlar arasında düşük seviyede aminoasit sekans varyasyonları gösterilmiş ve bu nedenle HGV genotiplere ayrılmıştır. Genotip 1; Batı Afrika tipi, genotip 2; Avrupa/Amerika tipi, genotip 3; Asya tipi olarak belirlenmiştir (5,7,13,14). Daha sonra Güney Afrika ve Güneydoğu Asya’dan 2 farklı genotip saptanmış ve genotip 4 ve 5 olarak adlandırılmaları önerilmiştir (15,16). Ülkemizde Erensoy ve arkadaşları tarafından böbrek transplantasyonu yapılan hastalarda saptanan HGV’nin genotip 2 olduğu bildirilmiştir (17).
EPİDEMİYOLOJİ
HGV başlıca kan ve kan ürünlerinden parenteral yolla bulaşır. Bulaşmada ortak risk faktörlerini paylaşmaları nedeniyle HGV pozitif hastaların çoğu hepatit B virüsü (HBV) veya HCV ile de infektedirler (18-20).
Günümüzdeki epidemiyolojik bilgiler çeşitli hasta gruplarından elde edilen serumlarda HGV-RNA’nın bulunduğunu göstermektedir (Tablo 1) (21-24).
Sağlıklı kişiler ve kan donörlerindeki HGV-RNA pozitifliği ortalama olarak %0.8-18.9 arasında değişmektedir (25-29). Bu oran gönüllü kan donörlerinde %1.3-1.7 (HCV için bildirilen oranlardan 2 kat daha yüksektir), paralı kan donörlerinde ise ortalama %4.7 düzeylerindedir (7,11,30,31). Türkiye’de ise yapılan az sayıdaki çalışmada HGV-RNA pozitifliği %1.0-5.9 arasında bulunmuştur (Tablo 1).
Yapılan çalışmaların büyük bir çoğunluğunda sadece HGV-RNA araştırılmış olup, gerçek prevalansın belirlenmesi için virüsün E2 glikoproteinine karşı gelişen anti-E2 antikorlarının da araştırılması gerekir. HGV-RNA ile birlikte anti-E2 antikorlarının da araştırıldığı çalışmalar incelendiğinde normal popülasyondaki gerçek prevalans oranlarının %32’lere kadar çıkabildiği görülmektedir.
Sağlıklı Popülasyonda ve Kan Donörlerinde HGV Prevalansı
Sağlıklı kan donörlerindeki HGV prevalansı dünyanın çeşitli bölgelerinde şu şekildedir; Tayland: %4.3, Vietnam: %5.7, Almanya: %4.7, Yunanistan: %10, Norveç: %2.5, Güney Afrika: %18.9, Batı Afrika: %14.2, Japonya: %0.6-0.9, Çin: %0.7-2.0, Amerika Birleşik Devletleri: %0.8-1.7 (7,25,27,29,32-41).
Ülkemizde yapılan çalışmalarda, sağlıklı kontrol grupları ve kan donörlerinde HGV-RNA oranlarını Özener ve arkadaşları %5.9, Eskitürk ve arkadaşları %1.0, Pekbay ve arkadaşları %2.0, Sünbül ve arkadaşları %3.3, Uygun ve arkadaşları ise %1.2 olarak saptamışlardır (42-46). Sünbül ve arkadaşları aynı çalışmada, 125 sağlık personelinde %1.6 oranında HGV-RNA pozitifliği bildirmişlerdir (45).
Yüksek Riskli Gruplar
Damar içi ilaç bağımlılarında HGV-RNA pozitiflik oranı %0-75.3, anti-E2 oranı %41.4-85.2 arasında değişmekte olup, HGV prevalansı %75.8-89.2 gibi oldukça yüksek değerlerdedir. Paralı kan donörlerinde de %38-60 arasında değişen yüksek prevalans oranları saptanmıştır. Bu oranlar, hemodiyaliz hastaları ve hemofililerde de normal popülasyona göre daha yüksektir (Tablo 1) (24,31,40,47-50). Bu bulgular, HGV’nin bulaşmasında parenteral yolla geçişin birinci derecede rol oynadığını göstermektedir.
Hemodiyaliz tedavisi gören kronik böbrek yetmezlikli hastalardaki HGV-RNA prevalansı %3.1-54.4 arasında değişmektedir. Türkiye’de ise bu oran %7.1 ile %34.6 arasındadır. Ülkemizde hemodiyaliz hastalarında yapılan çalışmalarda, HGV-RNA pozitifliğini Hızel ve arkadaşları %25.5, Hafta ve arkadaşları %21.1, Günaydın ve arkadaşları %34.6, Uyanık ise %7.1 olarak bildirmişlerdir (51-54).
HGV-RNA prevalansı damar içi ilaç bağımlıları, paralı kan donörleri, hemodiyaliz hastaları ve çoğul transfüzyon yapılan hastalardan oluşan yüksek riskli gruplarda sağlıklı kişiler ve kan donörlerine göre daha yüksektir (p< 0.05) (Tablo 1).
Son zamanlardaki çalışmalarda HGV ile infekte olmuş insanların salyasında ve semeninde HGV-RNA’nın bulunduğu gösterilmiş ve salgıların da bulaş kaynağı olabileceği ileri sürülmüştür (55,56). Cinsel temasın da bulaşmada rol alabileceği ve temas sıklığının artmasıyla riskin arttığı belirtilmektedir. Fahişelerde yapılan çalışmalarda, Wu ve arkadaşları %21.4, Kao ve arkadaşları ise %11 oranlarında HGV-RNA pozitifliği saptamışlardır (57,58). Benzer şekilde homoseksüellerde saptanan oranlar da yüksektir (28). Scallan ve arkadaşları HGV ile bulaş oranlarını fahişelerde %40, homoseksüel erkeklerde %47 olarak saptamışlardır (59). Stark ve arkadaşları 7 yıl takip edilen homoseksüel erkeklerde %63 oranında HGV pozitifliği saptamışlar ve HGV’nin homoseksüel erkeklerdeki yıllık insidansının (2/100 kişi/yıl) HIV ile aynı olduğunu bildirmişlerdir (60). HGV’nin ayrıca perinatal veya vertikal yolla infekte anneden yenidoğana geçebildiği bildirilmiştir (61-64).
HGV infeksiyonu, hemodiyaliz hastalarında sıklıkla HCV infeksiyonu ile birliktedir (koinfeksiyon). Ülkemizde yapılan çalışmalarda, hemodiyaliz hastalarındaki HCV + HGV koinfeksiyon oranlarını, Hızel ve arkadaşları 110 hastada %34, Hafta ve arkadaşları 76 hastada %15.7, Uyanık ise 42 hastada %13.6 olarak bildirmişlerdir (51,52,54).
Hemodiyaliz hastalarındaki HBV + HGV koinfeksiyon oranını ise Uyanık aynı çalışmada %25 olarak saptamıştır (54). Özener ve arkadaşları 2/3’ü hemodiyalize giren ve tümünde kan transfüzyon hikayesi olan 46 kronik böbrek hastasının 3 (%6.5)’ünde HGV-RNA pozitifliği bulmuşlardır (42).
HIV ile infekte 379 hastadan oluşan bir grupta HGV-RNA prevalansı %37.7 olarak bildirilmiştir. Farklı risk grubundan oluşan HIV infeksiyonlu bu hastalardaki oranlar; damar içi ilaç alışkanlığı olan grupta %44.6, homoseksüel ve biseksüel erkeklerde %41, heteroseksüel hastalarda %32.4 ve transfüzyon alıcılarında %30 olarak saptanmıştır (65).
intravenöz immünglobulin (IVIG) preparatları ile de viral hepatit gelişme riskinden sözedilmekte, uygulanan yöntemler ile HCV’nin tamamen inaktive olmadığı öne sürülmektedir. Bunun yanısıra FVIII ve faktör IX konsantreleri gibi virüsten temizlendiği kabul edilen ürünler için de benzer risk vardır (66). Nübling ve Lower’ın yaptıkları bir çalışmada, revers-transkriptaz polimeraz zincir reaksiyonu [Reverse-Transcriptase Polymerase Chain Reaction (RT-PCR)] ile ticari plazma ürünlerinin %7-40’ında, HCV bulaştırdığı şüphelenilen IVIG preparatlarının hazırlandığı plazma havuzlarının ise %88 (14/16)’inde GBV-C pozitif bulunmuştur (67).
Akut Hepatitlerde HGV Prevalansı
Akut hepatitlerin etyolojisi ile ilgili yayınlarda, HGV çok değişik oranlarda yer almaktadır. HGV-RNA oranları transfüzyon sonrası ortaya çıkan nonA-C hepatitlerde %8-40, sporadik hepatitlerde %0-11.1, hepatit A’da %0-25, hepatit B’de %9.5-32.1, hepatit C’de ise %10-48.3 arasında değişmektedir (Tablo 2).
Fulminan Hepatitlerde HGV Prevalansı
HGV’nin fulminan hepatit etyolojisindeki rolü henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Heringlake ve arkadaşları, 22 fulminan hepatitli hastanın 11 (%50)’inde, Yoshiba ve arkadaşları ise 63 fulminan hepatitli hastanın 15 (%23.8)’inde HGV-RNA pozitifliği saptamışlardır (Tablo 2) (34,68). Buna karşın Nakatsuji, Kanda ve Thomas fulminan hepatitli hastaların hiçbirinde HGV-RNA saptamadıklarını bildirmişler, Sallie ve arkadaşları da karaciğer transplantasyonu yapılmış fulminan hepatik yetmezlikli 20 hastadan alınan karaciğer örneklerinde HGV bulamamışlardır (31,69-71).
Wu ve arkadaşları, fulminan hepatitte HGV’nin belirgin bir rolü olmadığını, 42 fulminan hepatitli hastanın sadece 6 (%14.3)’sında HGV-RNA pozitifliği saptadıklarını, HGV-RNA pozitif 25 hastanın 6 (%24.0)’sında, HGV-RNA negatif 139 hastanın ise 36 (%25.9)’sında fulminan hepatit tablosu gözlendiğini, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığını bildirmişlerdir (72).
Heringlake ve arkadaşları, fulminan hepatitli hastalarda saptadıkları HGV’nin NS 3 bölgesinde 2 nükleotide mutasyon olduğunu (100. nükleotitte guanin yerine timin, 102. nükleotide timin yerine sitozin) bildirmişlerdir (34). Kiyosawa ve Tanaka bu mutasyonların kronik hepatitlerde de görüldüğünü ve fulminan hepatitli hastaların genomlarına özgül dizilimler olmadığını belirtmişlerdir (73).
Fulminan hepatitlerde saptanan farklı HGV-RNA oranları, bu hastalarda gelişen pıhtılaşma bozukluklarını gidermek amacıyla verilen taze donmuş plazmaların etkisinin olabileceğini akla getirmektedir (74).
Kronik Karaciğer Hastalıklarında HGV Prevalansı
Kronik hepatitlerde saptanan HGV-RNA oranları; nonA-C kronik hepatitlerde %5-35, kronik hepatit B’de %0-18, kronik hepatit C’de ise %3.8-39 arasında değişmektedir (7,26,35,69,75-82).
Karaciğer sirozundaki oranlar; nonA-C sirozlarda %9-18, hepatit B kaynaklı sirozlarda %18, hepatit C kaynaklı sirozlarda ise %12’dir (69,75,76).
Hepatoselüler karsinoma (HCC)’daki HGV-RNA oranları ise; nonA-C’de %0-14, hepatit B’de %0-15, hepatit C’de ise %10-11 olarak saptanmıştır (Tablo 2) (69,76, 83-85).
Ülkemizde yapılan çalışmalarda Yarkın ve arkadaşları, kronik hepatitli 87 hastada HGV-RNA oranını %4.6 bulduklarını, bu oranı kronik HCV’li 26 hastada %3.8, nonA-C kronik hepatitli 14 hastada %21.4 olarak saptadıklarını, 56 kronik hepatit B’li hastada ise HGV-RNA pozitifliğine rastlamadıklarını bildirmişlerdir (77). Kaymakoğlu ve arkadaşları, kronik HCV’de %28, kronik HBV ve kriptojenik sirozda %18, kriptojenik kronik hepatitte %13 oranında HGV-RNA pozitifliği saptamışlardır (75). Pekbay ve arkadaşları ise kronik karaciğer hastalığı olan 79 hastanın 6 (%7.6)’sında, ayrıca çeşitli türden kanser tanısı almış 42 hastanın 4 (%9.5)’ünde HGV-RNA pozitifliği saptadıklarını bildirmişlerdir (44). Uygun ve arkadaşları, etyolojisi bilinmeyen karaciğer transaminaz yüksekliğinin olduğu 47 hastanın 2’sinde (%3.3) HGV-RNA pozitifliği saptamışlardır (46).
HGV’nin nonA-C, HBV ve HCV’nin etken olduğu kronik karaciğer hastalıklarına (kronik hepatit, siroz, HCC) eşlik etme oranları karşılaştırıldığında, HCV ile birlikte bulunma oranının nonA-C ve HBV’ye kıyasla daha yüksek olduğu görülmektedir (p< 0.005).
Klinik ve Patolojik Özellikler
Akut infeksiyon: Akut HGV infeksiyonunun klinik belirtileri, diğer hepatit virüsleriyle oluşan akut hepatit tablolarındaki klinik belirtilerden farklı değildir, diğerlerine göre klinik seyri daha hafiftir. HGV’nin, hepatit A virüsü, HBV veya HCV infeksiyonlularda akut hastalığın klinik ilerleyişine, hastalığın şiddetine ve kronikleşme oranına belirgin bir etkisi yoktur. Ancak, HCV infeksiyonlu hastalarda karaciğerdeki hasarı ve fibrozise gidişi hızlandırabileceğini iddia eden görüşler olduğu da bildirilmiştir (22,76,86,87).
Klinik seyir genellikle, 2-4 haftalık bir inkübasyondan sonra 6-8 hafta devam eden orta derecede bir ALT yüksekliği ve ardından persistan viremi şeklindedir (Şekil-2). Vireminin süresi genellikle uzundur, bu süre 13-17 yıla kadar uzayabilir. HGV ile infekte hastaların yaklaşık yarısının transaminaz değerlerinde hafif bir artış gözlenirken, geri kalanında karaciğer fonksiyonları normaldir (3,20,22,31,69,73, 86,88).
Kronik Karaciğer Hastalıkları
Kobayashi ve arkadaşları tarafından HGV ile koinfekte olan ve olmayan kronik C hepatitli hastalarda biyokimyasal ve histolojik aktivitenin karşılaştırıldığı bir çalışmada; HCV + HGV koinfeksiyonunda ALT seviyesi ile, g-GT/ALT oranının belirgin olarak düşük olduğu, histolojik olarak portal kanalda lenfoid infiltrasyon olmaksızın fibrotik genişleme gözlendiği ve fibroz septanın inceldiği, fakat periportal inflamasyon ve histolojik aktivite indeksinin oldukça düşük düzeyde olduğu bildirilmiştir (89). Tanaka ve arkadaşları, tek başına HGV’nin etken olduğu, birinde fibrozis düzeyi düşük, ikisinde düşük düzeyli inflamasyon gösteren ve birinde inaktif karaciğer sirozu bulguları saptanan orta aktivitede kronik hepatitli 3 olgu bildirmişlerdir (90).
HGV İnfeksiyonunun Uzun Süreli Klinik Seyri
Alter ve arkadaşları, transfüzyon sonrası HGV saptanan 3 hastayı uzun süreli takip etmişler ve hastalarda 230 U/L’yi geçmeyen orta şiddette bir ALT yüksekliği saptamışlardır. Birinci hastada ALT’ın 12 hafta içerisinde normale dönmesiyle hastalığın gerilediğini ve 40 hafta içerisinde HGV-RNA klerensi geliştiğini, 2. hastada ALT ve HGV-RNA’nın hafif düzeyde yükseklik gösterdiğini, 3. hastada hastanın primer akciğer kanserinden ölmesine kadar geçen sürede, 4 yıl boyunca ALT yüksekliğinin devam ettiğini bildirmişlerdir (87).
Tanaka ve arkadaşları, transfüzyon sonrası akut HGV infeksiyonu saptanan ve 11’i HCV ile koinfekte olan 12 hastayı uzun süreli takip etmişler, hastaların 8 (%67)’inde HGV viremisinin HGV infeksiyonu ile birlikte olduğunu, 2 hastada 5, 1 hastada 7 yıla kadar uzayan sürelerde HGV infeksiyonunun sürdüğünü, 7 (%58.3) hastada 6.5 yıllık takip süresi içinde HGV viremisinin kaybolduğunu ve anti-E2 serokonversiyonu oluştuğunu, hastaların hiçbirinde HCC gelişmediğini bildirmişlerdir (91).
HGV İnfeksiyonu ve Karaciğer Transplantasyonu
Fan ve arkadaşları, karaciğer transplantasyonu yapılan 56 hastanın 17 (%30)’sinde HGV-RNA saptamışlardır. Berenguer ve arkadaşları, karaciğer transplantasyonu yapılan 124 kronik hepatit C hastasında yaptıkları bir çalışmada, HGV prevalansını transplantasyon öncesi ve sonrası dönemde sırasıyla %24 ve %28 bulmuşlar, HGV’nin karaciğer transplantasyonu yapılan son dönem kronik HCV hepatitli hastalardaki prevalansının yüksek olmasına rağmen transplantasyon sonrası dönemde HGV koinfeksiyonunun karaciğer hastalığının şiddetine, greft reaksiyonlarına ve hastanın yaşam süresine etkisinin olmadığını bildirmişlerdir (13,92).
HGV ve Hepatoselüler Karsinoma
HGV’nin hepatokarsinojenik etkisinin olup olmadığı, bu virüsle ilgili bir diğer önemli sorudur. HBV ve HCV’nin etyolojide yer aldığı HCC’li hastalarda HGV-RNA’nın görülme sıklığı %0-15 arasında değişmekte olup, ortalama %10.3 (20/194)’tür. NonA-C HCC’de ise HGV-RNA oranı benzer şekilde %0-14 arasında olup, ortalama %9.2 (11/119)’dir (Tablo 2).
Kanda ve arkadaşları, bilinen hepatit virüslerinin negatif olduğu 8 HCC’li hastada HGV-RNA pozitifliği de saptamadıklarını ve HGV’nin nonA-C HCC’de etyolojik ajan olmadığını bildirmişlerdir (84). Brechot ve arkadaşları Fransa, İspanya, İtalya, Almanya ve İngiltere gibi Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde 503 HCC’li hastayı kapsayan bir çalışmada, HCC’de HBV ve HCV’nin majör etkenler olduğunu (sırasıyla %19 ve %40), ancak HGV’nin rol oynamadığını bildirmişlerdir (83). Lightfoot ve arkadaşları Afrikalı zencilerde yaptıkları bir araştırmada, HGV ile infekte hastalarda HCC gelişimi yönünde rölatif bir risk olmadığını, ayrıca kronik HBV ve HCV’li hastalarda HGV koinfeksiyonunun da tümör gelişiminde artan bir risk oluşturmadığını belirtmişlerdir (85).
HGV’nin Karaciğer Dışı Patolojilerle İlişkisi
Hepatitin seyrinde gelişebilen ve komplikasyon ya da normal seyir özelliği olup olmadığı kesinleşmemiş bazı klinik tablolar zaman zaman hepatit kliniğinin de önüne geçebilmektedir. Örneğin, HGV infeksiyonlularda, HCV infeksiyonunda da görülebildiği gibi ciddi boyutlarda aplastik anemi gelişiminden sözedilmektedir. Aplastik aneminin nedeni her ne kadar tam olarak açıklanamamışsa da, aplastik anemiye öncülük eden infeksiyonların başında hepatitin geldiği ve aplastik aneminin bir çeşidinin de hepatit/aplastik sendrom olduğu bilinmektedir. Hepatit/aplastik sendromda hepatitin nedeni bulunamamıştır, olguların çoğunda hepatit serolojisi negatiftir (5,93).
Brown ve arkadaşlarının yaptıkları bir çalışmada, 57 aplastik anemi hastasının %26’sında, çoğul transfüzyonlu kontrol grubunun ise %23’ünde HGV-RNA pozitifliği saptanmış, aplastik aneminin etyolojisinde HGV’nin etken olmadığı belirtilmiştir (94).
HGV otoimmün hepatitlerde de majör etken değildir. HCV gibi HGV’nin de otoimmün hepatitlerdeki prevalansı düşüktür (95).
Ellendrieder ve arkadaşları, Almanya’da nonHodgkin lenfomalı hastalarda %16.3 oranında HGV prevalansı saptadıklarını ve HGV’nin karaciğer dışı patolojilerle ilişkili olabileceğini bildirmişlerdir (96). HBV ve HCV infeksiyonları için yüksek risk altında oldukları bilinen Lepra’lı hastaların aynı zamanda HGV için de risk altında olduğu ileri sürülmüştür (97). HGV prevalansının hamile kadınlarda da yüksek olduğu bildirilmiştir (98). Ancak, HGV’nin karaciğer dışı patolojilerle ilişkili olmadığını ileri sürenler de vardır (22).
HGV’nin HIV ile infekte hastalarda AIDS gelişim sürecini, nedeni henüz açıklığa kavuşmamış bir mekanizma ile yavaşlattığı saptanmıştır (21,99).
HGV’nin Hepatotropik Özelliği ve Replikasyon Bölgesi
HGV’nin halen çözüm bekleyen biyolojik ve virolojik yanı hepatotropizmi ve replike olduğu bölgedir (73). Son yıllarda kan donörlerinde, çoğul transfüzyonlu hastalarda, kronik karaciğer hastalıklarında ve benzeri patolojilerdeki yüksek prevalans oranlarına rağmen karaciğer enzimlerinde belirgin bir artış olmaması ve klinik hepatit tablosunun gelişmemesi gibi nedenlerle HGV’nin hepatotropik bir virüs olmadığı, primer olarak karaciğer dışı alanlarda (mononükleer hücrelerde) replike olduğu görüşleri dile getirilmeye başlanmıştır (37,92,100,101).
Kudo ve arkadaşları ile Perrosa ve arkadaşları, HGV + HCV koinfeksiyonlu hastalarda yaptıkları incelemelerde HCV-RNA düzeyinin karaciğer dokusunda serum düzeyinden daha yüksek, fakat HGV-RNA için durumun tersi olduğunu ve HGV’nin asıl replike olduğu yerin karaciğer olmadığını ileri sürmüşlerdir (102,103). Benzer şekilde Fan ve arkadaşları da karaciğer transplantasyonu yapılmış hastalardaki HGV-RNA’nın karaciğerdeki düzeyinin serum düzeylerine göre belirgin olarak daha düşük bulunduğunu bildirmişlerdir (92). Alter ve arkadaşları, HGV’nin primer hepatotropik bir ajan olmadığını ve primer olarak karaciğerde replike olmadığını ileri sürmüşlerdir (86). Kao ve arkadaşları 8’i HCV ile koinfekte olan 10 HGV’li hastada yaptıkları bir çalışmada, karaciğer ve periferik kan mononükleer hücrelerinin HGV’nin majör replikasyon hücreleri olmadığını ve HGV’nin primer olarak hepatotropik özellik göstermediğini belirtmişlerdir (104).
Birçok çalışmada hepatit C’li hastaların lenfositlerinde HGV-RNA’nın saptandığı bildirilmiştir. Bunun ne anlama geldiği henüz tam olarak anlaşılamamıştır, ancak bu durum HGV’nin Epstein-Barr virüs veya sitomegalovirüs gibi davranan bir virüs olduğu olasılığını arttırmaktadır. Bazı çalışmalarda ise HGV’nin indirekt olarak karaciğerde replike olduğu bildirilmektedir (20,31,73,100,105).
Tucker ve arkadaşları, postmortem kadavralarda yaptıkları çalışmada, HGV’nin primer olarak dalak ve kemik iliğinde replike olduğunu ve bu özelliğinden dolayı bunun lenfotropik bir virüs olduğunu ileri sürmüşlerdir (106). Radkowski ve arkadaşları ise HGV’nin HCV gibi kemik iliğinde replike olabildiğini, HIV gibi tükürükte de bulunabileceğini, ancak bu yolla bulaş olmadığını bildirmişlerdir (107).
TANI
HGV infeksiyonunun tanısı viral nükleikasitin (HGV-RNA) veya HGV’nin zarf glikoproteini olan E2’ye karşı gelişmiş antikorların (anti-E2) saptanması ile konur.
Halihazırda akut HGV infeksiyonunun tanısında kullanılan serolojik bir test mevcut değildir. RT-PCR viral RNA’yı saptayabilen tek tanı yöntemidir. Başlangıçta NS 3 bölgesi primer olarak kullanılmıştır, ancak halen primer olarak daha duyarlı olan 5’-UTR ve NS 5 bölgeleri yaygın olarak kullanılmaktadır (5,7,79,108). Ayrıca, HGV-RNA’nın saptanmasında yapısal olmayan bölgelere ait dejenere primerlerin de yüksek duyarlılık gösterdikleri saptanmıştır (74). Mphahlele ve arkadaşları HGV-RNA primer probe yönteminin NS 3 primerine göre biraz daha duyarlı olduğunu bildirmişlerdir (109). Bu yöntemde, birbirinden bağımsız olan 5’-UTR ve NS 5a bölgeleri kullanılmaktadır.
Anti-E2, HGV-RNA’nın klerensini ve geçirilmiş infeksiyonu gösterir (47,49,50,110,111). Anti-E2 antikorlarının saptanmasında AcDNA fragmanı Çin hamster over hücrelerine veya Escherichia coli’ye inoküle edilmekte ve sekrete edilen E2 proteini pürifiye edilerek solid faz EIA yönteminde kullanılmaktadır (47,49,50). Kiyosawa ve Tanaka, anti-E2 pozitif bulunan kan donörlerinin hiçbirinde HGV-RNA saptamadıklarını ve anti-E2 pozitifliğinin HGV klerensi ile korelasyon gösterdiğini belirtmişlerdir (73). Anti-E2 ve HGV-RNA ölçümleri ile HGV prevalansını saptamak mümkündür, ancak henüz anti-E2 testinin özgüllüğünü belirleyecek oranda yeterli çalışma mevcut değildir.
HGV-RNA ve anti-E2’nin birlikte pozitif saptandığı olgular da vardır (37,50,112,113). Gutierrez ve arkadaşları, RT-PCR ve ELISA yöntemleriyle 1145 serum örneğinde %40 oranında HGV pozitifliği saptadıklarını, HGV-RNA ve anti-E2’nin birlikteliğinin sadece %0.4 olduğunu ve bir toplumdaki HGV ile temas oranını doğru olarak saptamak için HGV-RNA ve anti-E2 antikorlarının birlikte araştırılması gerektiğini belirtmişlerdir (110).
KORUNMA ve TEDAVİ
HGV bulaşının HBV ve HCV infeksiyonları ile ortak özellikler göstermesi nedeniyle, korunmada bu infeksiyonlarda önerilen yöntemler, HGV için de geçerlidir. Ancak HBV ve HCV’de olduğu gibi donör taramalarında ve transfüze edilecek kanlarda HGV’nin bakılması anlamlı değildir.
HCV ile kıyaslandığında HGV sekans yapısının oldukça yüksek seviyede korunmuş olması, HGV’ye karşı aşı geliştirme olasılığının olabileceğini göstermektedir (8).
HGV infeksiyonunun tek başına veya HBV/HCV ile koinfeksiyonlarında ayrı bir tedavi yöntemi önerilmemektedir. Kronik HBV ve HCV’de interferon tedavisinin HGV infeksiyonunda hastalığın kliniğine, biyokimyasal ve histolojik yanıta ve prognozuna herhangi bir katkısının olmadığı, tedavi sonrasında HGV persistansının devam ettiği belirtilmektedir (20,80,82,89,114-116).
KAYNAKLAR
YAZIŞMA ADRESİ:
Uzm. Dr. M. Fevzi ÖZSOY
Gülhane Askeri Tıp Akademisi
Haydarpaşa Eğitim Hastanesi
İnfeksiyon Hastalıkları ve
Klinik Mikrobiyoloji Servisi
81347, Kadıköy-İSTANBUL