Ailesel Akdeniz Ateşi Olan Hastalarda Hepatit B, C ve HIV Virüs İnfeksiyonlarının Prevalansı
Ahmet
TÜZÜN*, Ahmet ERDİL*, Hasan AYTA**, Sait BAĞCI*, Zeki YEŞİLOVA*, Uğur
MUŞABAK***,
Bülent TOY*, Necmettin KARAEREN*, Kemal DAĞALP*
* Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Gastroenteroloji Bilim Dalı,
** Gülhane Askeri Tıp Akademisi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı,
*** Gülhane Askeri Tıp Akademisi, İmmünoloji Bilim Dalı, ANKARA
ÖZET
Amaç: Bu çalışmada, ailesel akdeniz ateşi (AAA) olgularında hepatit B virüsü (HBV), hepatit C virüsü (HCV) ve "human immunodeficiency virus (HIV)" infeksiyonu prevalanslarını retrospektif olarak araştırmayı amaçladık.
Yöntem: Çalışmaya 74 hasta (73'ü erkek, 1'i kadın, ortalama yaş 22.47 ± 3.56 yıl) ile, kontrol grubu olarak yaş ve cinsiyet uyumlu 58 sağlıklı birey alındı. Serum HBsAg, anti-HBs, anti-HCV ve anti-HIV düzeyleri "Enzyme Immunoassay (EIA)" yöntemi ile araştırıldı.
Bulgular: Hasta grubunda HBsAg (0/74), anti-HCV (0/73) ve anti-HIV (0/73) hiçbir hastada saptanmadı. Anti-HBs ise 62 hastanın 3 (%4.84)'ünde tespit edildi. Kontrol grubunda HBsAg (0/58), anti-HCV (0/58) ve anti-HIV (0/54) hiçbir olguda saptanmazken, anti-HBs 50 bireyin 8 (%16)'inde tespit edildi. Anti-HBs pozitifliği açısından hasta ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu (p> 0.05).
Yorum: Sonuç olarak, AAA olan hastalarda HBsAg, anti-HBs, anti-HCV ve anti-HIV prevalanslarının sağlıklı kişilerdekinden farklılık göstermemesi, bu etkenlerin AAA etyopatogenezi ile ilişkili olamayacağını ortaya koymaktadır.
Anahtar Kelimeler: Ailesel akdeniz ateşi, hepatit B, hepatit C, anti-HIV
SUMMARY
The Prevalences of HBV, HCV and HIV Infection in Patients with Familial Mediterranean Fever
Objective: In this study, we aimed to determine the prevalences of HBV, HCV and HIV infection retrospectively in patients with familial mediterranean fever (FMF).
Method: 74 patients (73 male and 1 female with the mean age of 22.47 ± 3.56) and, age and sex matched 58 healthy persons for control group were included in this study. Serum HBsAg, anti-HBs, anti-HCV and anti-HIV levels were measured with Enzyme Immunoassay (EIA).
Results: In patients group, HBsAg, anti-HCV, and anti-HIV positivity were not found in any patient (0/74, 0/73 and 0/73, retrospectively). Anti-HBs positivity were found 4.84% (3/62). Although HBsAg, anti-HCV, and anti-HIV positivity were not found in the control group, anti-HBs positivity were found 16% (8/50). There was no statistically difference for anti-HBs positivity between patient and control groups (p> 0.05).
Conclusion: In conclusion, absence of any difference between the patient and healthy groups in view of HBsAg, anti-HBs, anti-HCV and anti-HIV positivity reveals that these agents do not imply in the pathogenesis of FMF.
Key Words: Familial mediterranean fever, hepatitis B, hepatitis C, anti-HIV
GİRİŞ
Ailesel akdeniz ateşi (AAA) otozomal resesif bir hastalık olup, seröz boşlukların tekrarlayan aseptik inflamasyonu ve ateş ile karakterizedir. AAA seyrinde vaskülit de olabilir. En sık görülen birliktelikler ise "Henoch-Schönlein" purpurası (HSP) ve poliarteritis nodoza (PAN)'dır (1-6). AAA'lı olguların yaklaşık %5-7'sinde, %1'inde de PAN olduğu bildirilmiştir (7,8).
Vaskülitlerin etyopatogenezinde birçok ajanın yanısıra, virüs ve immünkomplekslerin rol aldığı bilinmektedir (9). Bu açıdan bazı hepatit virüslerinin vaskülitlerle birlikte olduğu bilinmektedir. Örnek olarak, hepatit B virüs (HBV) infeksiyonunun PAN'lı olguların önemli bir kısmında olduğu, kronik hepatit C virüs (HCV) infeksiyonunun ise mikst kriyoglobulinemi, "Sjögren" sendromu gibi vaskülitle seyreden çeşitli ekstrahepatik hastalıklarla birlikte olduğu bildirilmiştir (10-12). Son zamanlarda bazı yayınlarda da Behçet hastalığı ile HBV ve HCV infeksiyonları arasında ilişki olabileceği ileri sürülmüştür (13-15). Örneğin, Münke'nin olgu raporunda, kronik HCV infeksiyonu ile Behçet hastalığının muhtemel birlikteliği olduğu vurgulanmış ve olgunun interferon tedavisine iyi yanıt verdiği bildirilmiştir (16).
Bu çalışmada, genel popülasyona göre çeşitli vaskülitlerin fazla görüldüğü AAA olgularında HBsAg, anti-HBs, anti-HCV ve anti-HIV gibi belirteçleri kullanarak, HBV, HCV ve HIV infeksiyonlarının prevalansını retrospektif olarak araştırmak amaçlanmıştır.
HASTALAR ve YÖNTEM
Hastalarımıza "Tel-Hashomer" tanı kriterlerine göre AAA tanısı kondu (17) (Tablo 1). Çalışmaya 74 hasta (73'ü erkek, 1'i kadın, ortalama yaş 22.47 ± 3.56 yıl) alındı. Kontrol grubu olarak yaş ve cinsiyet uyumlu 58 sağlıklı birey (57'si erkek, 1'i kadın, ortalama yaş 23.69 ± 5.33) çalışmaya dahil edildi. İlaç ve alkol bağımlılığı olanlar, homoseksüeller, hepatit B aşısı olanlar ve kan transfüzyonu yapılmış olanlar kontrol grubuna alınmadı (17).
Hastalarda HBsAg, anti-HBs, anti-HCV ve anti-HIV düzeyleri "Enzyme Immunoassay (EIA)" yöntemi ile araştırıldı. Serum HBsAg düzeyleri için "Abbott Murex HBsAg version 3, Dartford, UK", anti-HBs için "Abbott Murex anti-HBs, Dartford, UK", anti-HCV için "Innotest HCV Ab IV, Ghent, Belgium" ve anti-HIV için "Abbott Murex HIV-1.2.O, Dartford, UK" kitleri kullanıldı. Tüm serolojik çalışmalar tam otomatik mikroELISA cihazı (TECAN RMP 100/4, Italy) ile çalışıldı. Absorbanslar ELISA okuyucuda (EL 312 e, microplate, Bio-tek instruments Inc., Winooski, VT) değerlendirildi. Anti-HBs titresinin 10 mIU/mL üzerinde bulunması koruyucu miktar olarak kabul edildi. Hastalarımızda HBV DNA, HCV RNA ve anti-HBc tetkikleri yapılmadı.
Ayırıcı tanıda akut apandisit, akut pankreatit, akut intermittant porfiria, kolesistit, bağırsak tıkanması, familyal hiperlipidemi, akut pulmoner infeksiyon, pulmoner emboliler, septik artrit, gut ve akut eklem romatizması gibi birçok hastalık gözönüne alındı. Gerektiğinde ilave tetkikler yapılarak tanı desteklenmeye çalışıldı.
İstatistiksel analiz için bağımsız gruplarda iki yüzde arasındaki farkın önemlilik testi kullanıldı. p< 0.05 değeri anlamlı olarak kabul edildi.
BULGULAR
Hastalarımızın öz ve soy geçmişlerini incelediğimizde; ameliyat öyküsü olan 25 (%34) hasta, aile öyküsü olan 30 (%41) hasta, HSP öyküsü olan 2 (%2.7) hasta, PAN öyküsü olan 1 (%1.4) hasta, trombofilebit öyküsü olan 1 hasta, hidronefroz öyküsü olan 1 hasta ve amiloidoz saptanan 1 hasta mevcut idi. Özellikle HSP'li ve PAN'lı hastaların dosyaları incelendiğinde; HbsAg, anti-HCV ve anti-HIV açısından negatif oldukları tespit edildi.
Hasta grubunda, HBsAg bakılan 74 hastanın, anti-HCV bakılan 73 hastanın ve anti-HIV bakılan 73 hastanın hiçbirisinde pozitiflik saptanmadı. Anti-HBs pozitifliği ise 62 hastanın 3 (%4.84)'ünde tespit edildi. Bu hastalarımızda saptanan anti-HBs titreleri 16, 136 ve 1000 mIU/mL idi.
Kontrol grubunda HBsAg bakılan 58 bireyin, anti-HCV bakılan 58 bireyin ve anti-HIV bakılan 54 bireyin hiçbirisinde pozitiflik saptanmadı. Kontrol grubunda anti-HBs pozitifliği ise bakılan 50 bireyin 8 (%16)'inde tespit edildi. Bu bireylerde saptanan anti-HBs titreleri ise 77, 115, 794, 881, 922, 980, 1000 ve > 1000 mIU/mL idi.
Anti-HBs pozitifliği açısından hasta ve kontrol grubu karşılaştırıldığında; kontrol grubunda pozitiflik oranı daha fazla saptanmasına rağmen, bu fazlalık istatistiksel olarak anlamlı değildi (p> 0.05).
HBsAg, anti-HCV ve anti-HIV prevalansları açısından da hasta ve kontrol grupları arasında fark yoktu (p> 0.05).
Hasta ve kontrol grubuna ait laboratuvar sonuçları Tablo 2'de özetlenmiştir.
TARTIŞMA
AAA nedeni tam olarak bilinmeyen, başta periton, plevra ve sinovyal aralıklar olmak üzere seröz boşlukların aseptik iltihabı ve ateş ile karakterize, tekrarlayıcı özellik gösteren genetik bir hastalıktır. AAA'nın seyrinde çeşitli vaskülitler genel popülasyona oranla daha fazla görülebilmektedir (18).
Vaskülitlerin etyopatogenezinde birçok ajanın yanısıra, virüslerin başlatıcı ajan olarak rol oynadığı ve damar duvarına biriken immünkomplekslerin doku yıkımı oluşturduğu kabul edilmektedir. Bu görüşü destekleyen birçok çalışma yapılmıştır. PAN'lı hastaların %30-40'ında HBV infeksiyonunun sorumlu etken olduğu, esansiyel mikst kriyoglobulinemili olguların kriyopresipitatlarında hepatit B antijeni saptandığı bildirilmiştir (9,10,19). Ferri ve arkadaşları da mikst kriyoglobulinemili hastaların patogenezinde HCV'nin yanısıra, muhtemelen HBV'nin de rolü olduğunu bildirmişlerdir (20). Bütün bu çalışmaların sonunda virüslerin immün mekanizma ile veya damar duvarı içinde direkt virüs replikasyonu ile vaskülite yol açtıkları ileri sürülmüştür (21).
Aksu ve arkadaşları, Behçet hastalığı olan olgularında HBsAg sıklığının kontrol grubundan farklı olmadığını bildirmişlerdir (15). Diğer bir çalışmada, Moral ve arkadaşları 21 Behçet hastalığı olan olguda HBsAg ve anti-HBs sıklığını, kontrol grubuna göre yüksek saptamışlardır (21). Uzunalimoğlu ve arkadaşları ise Behçet hastalığı olan 71 olguluk çalışmalarında; 7 (%9.86) hastada anti-HCV pozitifliği saptayarak, bunun kan donörlerindeki anti-HCV oranından belirgin olarak yüksek olduğunu belirtmişlerdir (22). Biz de yakın zamanda yaptığımız Behçet hastalığı olan 67 olguluk henüz yayınlanmamış çalışmamızda; 2 hastada HBsAg pozitifliği, 17 hastada anti-HBs pozitifliği ve 5 (%7.5) hastada da anti-HCV pozitifliği saptadık. Bu çalışmada saptadığımız %7.5 oranındaki anti-HCV pozitifliği, gerek kontrol grubumuzdaki gerekse daha önceden bildirilen normal Türk popülasyonundaki anti-HCV sıklığına göre anlamlı yükseklik göstermekte idi. Aynı çalışmada, anti-HCV pozitifliği saptanan 5 hastamızın 4'ünde majör vasküler tutulum mevcut olup, immünsüpresif ilaç kullanmakta idi.
Literatürü incelediğimizde AAA olgularında HBsAg, anti-HBs, anti-HCV ve anti-HIV prevalanslarını gösteren bir çalışmaya rastlayamadık. Türkiye'de yapılmış çeşitli epidemiyolojik çalışmalarda HBsAg taşıyıcılığının %3.9-12.5, anti-HBs prevalansının %20-56, anti-HBc pozitifliğinin %30-50 ve anti-HCV pozitifliğinin %0.3-1.8 arasında olduğu bildirilmiştir (23-25). Bizim çalışmamız değerlendirildiğinde ise hasta ve kontrol grubundaki bireylerin hiçbirinde HBsAg, anti-HCV ve anti-HIV pozitifliği saptanmamıştır. Anti-HBs açısından baktığımızda sadece 3 hastamızın HBV infeksiyonu ile karşılaştığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar kontrol grubunun HBV infeksiyonu ile karşılaşma oranı fazla ise de, bu fazlalık anlamlı bulunmamıştır. Ayrıca, epidemiyolojik çalışma sonuçları ile de karşılaştırdığımızda, sonuçlarımız uyumlu bulunmuştur.
Çalışılan popülasyonda anti-HCV ve anti-HIV pozitifliği saptanamamasının nedeni, bu infeksiyonların ülkemizdeki sıklığının düşük olmasıdır. Çalışılan popülasyonda hepatit B maruziyeti açısından konuya yaklaştığımızda ise, elde edilen veriler genel popülasyona oranla düşük görünmektedir. Gerek hasta gerekse kontrol grubu gözden geçirildiğinde, saptanan anti-HBs pozitifliğinin doğal olarak kazanıldığı anlaşılmaktadır. Ancak bu konuda kesin emin olmak için anti-HBc tetkikinin de yapılması gerekirdi. HBsAg ve anti-HBs düşüklüğünün, bu belirteçlerin çalışılmasındaki metod ile ilgili bir problemden kaynaklandığını düşünmemekteyiz. Ancak çalışılan popülasyonda yaş ortalamasının genç popülasyonla uyumlu olması, bu düşüklüklerin hasta ve kontrol grubu özellikleri ile ilişkili olduğunu düşündürmektedir.
Sonuç olarak, AAA olan hastalarda HBsAg, anti-HBs, anti-HCV ve anti-HIV prevalanslarının normal popülasyondan farklılık göstermemesi, bu etkenlerin AAA etyopatogenezi ile ilişkili olamayacağını ortaya koymaktadır. Ancak kesin bir sonuca varabilmek için, örneklem büyüklüğünün yeterli olduğu daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
KAYNAKLAR
YAZIŞMA ADRESİ
Yrd. Doç. Dr. AhmetTÜZÜN
Gülhane Askeri Tıp Akademisi
Gastroenteroloji Bilim Dalı
06018, Etlik-ANKARA