Yazdır

Kanserde Tarama Testleri: Kime ve Ne Zaman?

İsmail ÇELİK


Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü, ANKARA

Cancer Screening Tests: To Whom and When

Anahtar Kelimeler: Kanser, tarama, erken tanı

Key Words: Cancer, screening, early diagnosis

GİRİŞ

Kanser, tüm dünyada giderek artan önemli bir sağlık sorunudur. Gelişmiş ülkelerde ölüm nedenleri arasında kalp hastalıklarından sonra ikinci sırada yer almaktadır. Ülkemizde de, benzer şekilde, kalp hastalıkları ve nedeni bilinmeyen ölümlerden sonra üçüncü sırada yer almaktadır (1).

Kanseri başlatan olaydan, klinik hastalık belirti ve bulguları ortaya çıkana kadar geçen süre yıllarla ifade edilmektedir. Tarama, asemptomatik popülasyonda hastalığın erken tanınması anlamını taşır ve kanser kontrol programlarının önemli bir parçasıdır. Amaç, erken tanı ile hastalığa bağlı morbidite ve mortalitenin azaltılabilmesidir. Kanserin sık görüldüğü popülasyonda yapılması anlamlıdır. Tarama programlarında kullanılan testler emniyetli, ucuz, uygulanabilir olmalı; maksimum sayıda gerçek olguyu yakalayabilmeli ve tekrarlanan testlerde aynı sonucu verebilmelidir. Testin gerçek olguyu ayırt edebilme özelliğini gösteren dört tanımlama mevcuttur:

Sensitivite: Hasta olup test sonucu pozitif çıkanların oranı (a/a + c).

Spesifisite: Hasta olmayıp test sonucu negatif çıkanların oranı (d/d + b).

Pozitif prediktif değer: Test sonucu pozitif olup hasta olanların oranı (a/a + b).

Negatif prediktif değer: Test sonucu negatif olup hasta olmayanların oranı (d/d + c).

Tarama programlarının; maliyet, yalancı pozitif sonuçların getirdiği morbidite, yalancı negatif sonuçların getirdiği emniyet duygusu ve "borderline" lezyonların aşırı tedavisi gibi zararları olabilir. Bu zararları en aza indirebilmek için, randomize çalışmalarla etkinliği gösterilmiş olan testlerin tarama programlarında kullanılması tercih edilmelidir.

Tarama yöntemlerinde karşılaşılabilecek hata (bias) çeşitleri;

1. "Lead-time bias": Erken teşhis edilebilen bir hastalığın, teşhis edilmesi daha zor olan kanser tiplerine göre yaşam süresini yanlış olarak daha fazla uzatmış göstermesi.

2. "Length bias": Yavaş büyüyen ve "low-grade" tümörlerin, tarama testleri ile daha kolay saptanması yüzünden daha agresiv seyirli tümörlerden daha uzun yaşıyor olarak saptanması.

3. "Selection bias": Tarama testlerine başvuran gönüllülerin genellikle sağlıklı ve hastalıksız insanlardan oluşması yüzünden, tümörün gerçek insidansının olduğundan daha az sıklıkta saptanması.

Kanserde erken tanı metotları ilk kez 1980 yılında Amerikan Kanser Cemiyeti [American Cancer Society (ACS)] tarafından belirlenmiştir. Bu metotlar 1980'li yıllarda altın standart olarak benimsenmiş olup, günümüzde de çok az değişikliğe uğrayarak geçerliliğini korumaktadır (2).

Erken tanı koyma imkanı olan kanserler; meme, serviks, kolon-rektum, endometriyum, prostat kanserleri ve malign melanomdur (2). Akciğer, tiroid, mesane, mide, over, orofarenks, lenf bezleri, testis kanserleri erken tanı için daha az uygun olan kanserlerdir (2).

ACS, erken kanser tanısı için 20-39 yaş arası kişilerde her üç yılda bir, 40 yaş üzerindeki kişilerde de her yıl fizik muayene ve kontrollerin yapılmasını önermektedir. Bu kontroller sırasında tütün kullanımı, güneşle temas, seksüel alışkanlıklar, diyet ve beslenme alışkanlıkları, çevresel ve mesleki risk faktörleri sorulmalıdır. Kişiye meme, deri ve testislerin kendi kendine muayene yöntemleri öğretilmeli ve önemi anlatılmalıdır. Tiroid, ağız boşluğu, lenf bezleri, testis, prostat ve overler değerlendirilmelidir. Farklı kuruluşların tarama programlarıyla ilgili önerileri Tablo 1'de özetlenmiştir.

SERVİKS KANSERİ

Serviks kanseri tüm dünyada en sık görülen ikinci kanserdir. Uzun bir preklinik döneminin (displastik değişikliklerden karsinoma in situ ve invaziv kanser oluşumuna kadar geçen süre 12-20 yıldır) olması nedeniyle erken tanı için ideal bir karsinomdur. Beş yıl yaşam, evre 0'da (karsinoma in situ) %100, evre 2'de %60, evre 4'te ise %5'tir. Risk faktörleri; erken yaşta seksüel ilişki, çok sayıda seksüel partner ve sigara içimidir. Düşük sosyoekonomik seviyede daha sık olarak görülmektedir.

Serviks kanserinden ölüm, son 40 yılda %70 azalmıştır. Bunda "Papanicolaou Smear (PAP)" testi ve düzenli pelvik muayenenin önemli rolü olmuştur. Erken tanıda düzenli PAP testinin yararı, randomize klinik çalışmalar olmamakla birlikte, tüm dünyada yapılan olgu-kontrol ve kohort çalışmalarla gösterilmiştir (3). PAP testi ve servikal sitoloji ile invaziv kanser habercileri olan servikal displazi ve karsinoma in situ saptanabilmektedir. Erken tanı için seksüel olarak aktif tüm kadınlara veya 18 yaşından itibaren tüm kadınlara yıllık PAP testi ve pelvik muayene önerilmektedir (3). Üst yaş sınırı belirsizdir. Yaşla birlikte invaziv kanser riski ve mortalitenin artması nedeniyle yaşlı kadınlarda da tarama programının uygulanması özel önem taşır. PAP testi yılda bir kez olmak üzere üç kez üst üste negatif sonuçtan sonra, hekimin önerdiği aralıklarla veya üç yılda bir tekrar edilmelidir (3).

PAP

Örnek, bimanüel muayene ve lubrikant kullanılmadan önce servikal ostan cam pipetle aspirasyonla, skuamokolumnar bileşim bölgesinden tahta spatula ile kazıma yöntemiyle alınmalı, temiz cam slayt üzerine yayılmalı ve hemen fikse edilmelidir. Sonuçlar "Bethesda" sistemine göre değerlendirilir. Yalancı negatiflik oranı, alınma yöntemi veya sitolojik değerlendirmedeki yetersizlik sonucu, %5 ile %50 arasında değişmektedir.

MEME KANSERİ

Meme kanseri Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa ülkeleri ve ülkemizde kadınlar arasında en sık görülen kanserdir. Kadınlarda kanserden ölüm nedenleri arasında akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer almaktadır. Yaşla risk artmaktadır; 40-49 yaş arasında her 66 kadından birinde, 50-59 yaş arasında her 40 kadından birinde meme kanseri riski mevcuttur. Yetmişbeş-yetmişdokuz yaşa kadar risk artışı devam eder. Lokal meme kanserinde beş yıl yaşam %91 iken, bölgesel yayılım olduğunda bu oran %69'a düşmektedir. Erken tanı için önerilen üç metot (4);

• Kendi kendine meme muayenesi [breast self-examination (BSE)],

• Klinikte meme muayenesi [clinical breast examination (CBE)],

• Mammografidir.

Kendi Kendine Meme Muayenesi

ACS ve pek çok organizasyon tarafından önerilen ve tüm dünyada kullanılan basit ve noninvaziv bir erken tanı metodudur. Özellikle hekime veya sağlık kuruluşlarına kolay ulaşamayan kişilere mutlaka öğretilmelidir. Muayene yöntemi sağlık personeli tarafından gösterilebilir veya film ve kitapçıklarla öğretilebilir. Yirmi yaşında başlanılmalıdır. Premenopozal kişilerde her ay adetin bitiminden sonraki beşinci günde, postmenopozal kişilerde de ayda bir ayna karşısında ve yatar pozisyonda yapılmalıdır. Meme başı değişiklikleri, çöküklük, asimetri, meme derisi değişiklikleri değerlendirilmelidir. Şüpheli bir bulguda vakit geçirilmeden hekime başvurulmalıdır. Bu yöntemle erken meme kanseri tanısının arttığını ve kanser ölümlerinin azaldığını gösteren çalışmalar yanında yararsız olduğunu gösteren çalışmalar da mevcuttur. Oniki çalışmanın meta-analiz sonucu (toplam 8118 hasta), düzenli olarak meme muayenesi yapan kadınlarda lenf bezi tutulumu ve tümör çapında anlamlı bir azalma olduğunu göstermiştir. Tarama programlarındaki yararı, devam eden randomize klinik çalışmalar sonucunda belirlenecektir.

Klinikte Meme Muayenesi

Yirmi-kırk yaş arasındaki kişilerde üç yılda bir, 40 yaş üzerindeki kişilerde yılda bir yapılmalıdır. Meme muayenesi genel fizik muayenenin bir parçasıdır, bu nedenle başka nedenlerle hekime başvuran kişilerde de mutlaka yapılmalıdır.

Mammografi

Tarama ve erken tanı programlarına mammografinin eklenmesi meme kanseri mortalitesini belirgin olarak azaltmıştır. Hem randomize hem de randomize olmayan çalışmalarda yararı gösterilmiştir. Bu yarar yalnızca 50 yaş üzeri grupta değil, 40-49 yaş arası grupta da gösterilmiştir. Elli-altmışdokuz yaş grubunda mortalitede %30-40 azalma saptanmıştır. Yetmiş yaş üzerindeki grupta faydası tartışmalıdır. Modern mammografik tekniklerle, alınan radyasyon dozu çok düşüktür ve radyasyon bağımlı meme kanseri riski minimaldir. İki yönlü çekilmesi önerilmektedir.

1988 yılında meme kanserinin erken tanı metotları yeniden gözden geçirilmiştir. Oniki organizasyonun ortak kararı aşağıdaki dört maddede özetlenmiştir (4):

1. Memenin klinik muayenesi ve mammografi asıl tanı metotlarıdır. Her iki yöntem birbirinin tamamlayıcısıdır ve her ikisi de maksimum tanı için gereklidir (memenin kendi kendine muayene yöntemi, yararını gösteren randomize bir çalışma olmaması nedeniyle önerilmemiştir).

2. Tarama programları 40 yaşında başlar. Klinik muayene her yıl, mammografi bir-iki yılda bir yapılır.

3. Elli yaşından itibaren her yıl klinik muayene ve mammografi gereklidir.

4. Bu öneriler meme kanserine ait semptom ve bulguları olmayan kişiler içindir. Semptomları olan kişilerde muayene tipi ve sıklığı ilgili hekim tarafından belirlenir.

ACS, 1997 yılındaki toplantı sonucunda 40 yaşından itibaren yılda bir mammografi çekilmesini önermektedir. Buna, mammografi ile tarama yapılan sekiz randomize çalışmanın meta-analizi sonucunda 40-49 yaş grubunda mortalitede %18 oranında azalma saptanması; genç yaş grubunda interval kanserlerin daha fazla görülmesi gerekçe olarak gösterilmektedir. Termografi, diyafanografi, ultrasonografi, manyetik rezonans ve bilgisayarlı tomografi gibi diğer görüntüleme yöntemlerinin asemptomatik kişilerde erken tanıdaki yeri ile ilgili yeterli veri mevcut değildir. Mammografi normal olsa bile fizik muayenede kitle saptanan kişilerde biyopsi endikasyonu mevcuttur (4).

KOLON-REKTUM KANSERİ

Kolorektal karsinoma pek çok ülkede kanserden ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. ABD'de kanserden ölümlerde ikinci sırada yer almaktadır. Erken dönemde (evre A: Kanser mukozaya sınırlı) tanı konulduğunda beş yıl yaşam hızı kolon kanserinde %88, rektum kanserinde %80 iken, geç dönemde (evre C: Bölgesel lenf bezi tutulumu) tanı konulduğunda bu oran sırasıyla %12 ve %35'e düşmektedir. Semptom ve bulgular ortaya çıkmadan tanı konulması yaşamı düzeltmekte, mortaliteyi azaltabilmektedir. 1980'li yılların ortasından itibaren kolorektal kanserin insidans ve mortalitesinde belirgin bir azalma olmuştur. Bunun nedeni, fiziksel aktivitenin artması ve daha bilinçli beslenme ile birlikte, tanı ve tedavi metotlarındaki gelişmelerdir.

Kolorektal kanserlerin %94'ü 50 yaş üzerinde görülür; 40 yaşından itibaren insidans giderek artmaktadır. Yüksek risk grubundaki kişilerde tetkiklere daha erken yaşlarda başlanılması gereklidir; öz veya soy geçmişinde kolorektal karsinom olan kişiler, familial polipozis, ülseratif kolit, kolorektal adenom ve villöz polip tanısı almış olan kişiler yüksek risk grubundadır. Kolorektal kanserin erken tanısında önerilen üçlü tetkik (5);

• Dijital rektal muayene (DRM),

• Dışkıda gizli kan testi (DGKT),

• Sigmoidoskopidir.

Yüksek risk grubundaki kişilerde çift kontrast baryumlu kolon grafisi ve kolonoskopi gibi ek tetkikler gerekebilir. Risk gruplarına göre erken tanı için önerilen test ve tetkikler Tablo 2'de özetlenmiştir.

Dijital Rektal Muayene

Anal bölgenin inspeksiyonu ve perine ve sakrokoksigeal bölgenin palpasyonundan sonra rektal tuşe yapılır. Kolorektal kanserlerin %10'u rektal tuşe ile palpe edilebilecek lokalizasyondadır. Erkeklerde bu muayene sırasında prostat tuşesi de yapılmalıdır. Rektal tuşe emniyetli ve ucuz bir muayene yöntemidir. Bilinen riskleri emosyonel reaksiyon, yalancı pozitif sonuçların maliyeti ve yalancı negatif sonuçların verdiği emniyet duygusudur. Bu risklerle ilgili veri mevcut değildir. Elli yaş ve üzerindeki kişilere bir-iki yılda bir önerilmekle birlikte optimum aralık bilinmemektedir.

Dışkıda Gizli Kan Testi (DGKT)

Dışkıda kan çok sayıda benign ve malign hastalıkta görülebilir, kanser için spesifik değildir. Fakat asemptomatik kişilerde kanser veya polip varlığına işaret edebilir. Sigmoid kolon ve rektumda lokalize olan kanserler dışkıda gözle görünür kanamaya neden olur. Kolonun sağ yarısında lokalize kanserlerde ise gizli kan kaybı ve buna bağlı demir eksikliği anemisi sıktır. DGKT tanıda yararlıdır, basit ucuz ve pratikte sık kullanılan bir testtir. Testin erken tanıdaki yararını araştıran çok sayıda çalışma devam etmektedir, bu çalışmaların net sonuçları ancak önümüzdeki yıllarda alınabilecektir. Yalancı negatiflik oranı %30'dur. Test, rektal tuşe ve sigmoidoskopi öncesi bir test olarak kullanılmamalıdır. Elli yaş üzerindeki tüm erkek ve kadınlara yılda bir önerilmektedir.

Kolorektal kanser ve poliplerde kanama aralıklıdır, negatif sonuç tanıyı ekarte ettirmez. Üst üste üç dışkıdan altı dışkı örneği alınmalıdır ve dışkı örneği bekletilmeden test yapılmalıdır, dışkının bekletilmesi zayıf pozitifliğin negatifleşmesine neden olur. Test sonucu negatif çıkan kişilerde de DRM ve sigmoidoskopi yapılmalıdır.

Dışkıda gizli kan tespiti için ticari olarak çok sayıda test mevcuttur. Ancak erken tanı çalışmalarında en çok kullanılan test "Hemoccult II" metodudur (Smith Kline Diagnostics, San Jose, CA). Testle dışkıdaki 0.5-1 mL'lik kan kaybı saptanabilir. Pozitif sonuç hemoglobin varlığında guaiacın fenolik oksidasyonuna dayanır (Tablo 3). Test öncesi hastaya önerilecek diyet önemlidir (Tablo 4). Diyette peroksidaz benzeri aktiviteye sahip yiyeceklerin olması yalancı pozitifliğe neden olur. Oral demir yalancı pozitifliğe, C vitamini yalancı negatifliğe neden olur. Test sonucu pozitif çıktığında, uygun koşullarda yapılmışsa tekrarlanmasına gerek yoktur. Test pozitifliğinde tüm kolon gözden geçirilmelidir, baryumlu kolon grafisi-kolonoskopi veya her ikisinin birlikte yapılması gereklidir.

Son yıllarda çeşitli immün kimyasal yöntemlerin erken tanıdaki yeri araştırılmaktadır. Gelecekte moleküler genetik teknolojisi ile dışkı veya kanda aberran genlerin tespiti mümkün olabilecektir.

Sigmoidoskopi

Kolon kanserlerinin %50'si sigmoidoskopun ulaşabileceği mesafede lokalizedir. Rijit sigmoidoskoplar, hastaların tetkik sırasındaki rahatsızlığı ve takipten çıkmaları nedeniyle terk edilmiştir. Daha konforlu ve fleksibl 35 ve 60 cm'lik sigmoidoskopların çıkması hem hasta hem de doktorun rahatlığını sağlamıştır. 60 cm'lik sigmoidoskopun kullanımı daha uzun zaman almakta ve daha fazla eğitim gerektirmektedir. 35 cm'lik sigmoidoskopla 27-30 cm'lik kısım görülebilmektedir, bir hasta için harcanan ortalama zaman dört-altı dakikadır. İşlem sırasında perforasyon riski %0.02-0.045'tir. Sigmoidoskopide pozitif bulgu saptandığında kolonoskopi yapılmalıdır.

Erken tanı amacıyla 50 yaş üzerindeki kadın ve erkeklere beş yılda bir yapılması önerilmektedir. Sigmoidoskopinin erken tanı amacıyla kullanılmaya başlanmasıyla, 1985 yılından sonra kolorektal kanser mortalitesinde azalma ve erken tanıya kayma saptanmıştır (5).

AKCİĞER KANSERİ

Akciğer kanseri en sık görülen visseral malignansi ve kanserden tüm ölümlerin üçte birinin nedenidir. Günümüze kadar yapılmış olan çalışmalarda dört ay, altı ay veya yılda bir akciğer grafisi çekilmesi ve balgam sitolojisi taramalarıyla akciğer kanserinin mortalitesi azaltılamamıştır. UICC ve ACS gruplarınca balgam sitolojisi ve/veya akciğer grafisi tarama testi olarak önerilmemektedir. Tüm organizasyonlar, akciğer kanserine bağlı mortaliteyi azaltmanın tek yolunun akciğer kanseri gelişimini önlemek olduğu noktasında birleşmektedir. Bu da sigaranın kesilmesi ile mümkündür (6).

PROSTAT KANSERİ

Prostat kanseri, ABD'de erkeklerde en sık görülen kanser durumuna gelmiştir. Bu artışın en önemli nedeni prostat spesifik antijen (PSA) ile tarama sonucu prostat kanseri tanısının artmasıdır. Prostat kanseri, biyolojik davranışı ile "lead-time" ve "length-time bias"e en uygun kanserlerden birisidir.

Erken tanı için 50 yaştan itibaren yılda bir kez DRM ve serum PSA ölçümü önerilmektedir. Yüksek risk grubundaki erkeklerde; Afrikalı Amerikalılar ve kuvvetli aile öyküsü olan kişilerde, taramaya daha erken yaşlarda başlanabilir (7).

DRM; endürasyon ve nodülarite dışında prostatın simetri ve kıvamını da değerlendirebilecek, bu konuda uzman bir hekim tarafından yapılmalıdır.

PSA, 4 ng/mL (monoklonal) veya 7 ng/mL (poliklonal)'den yüksekse anlamlı olarak değerlendirilmektedir. Benign prostat hipertrofisi ve prostatitte de kanser olmaksızın PSA yükselebilmektedir. PSA için kan örneği rektal tuşe, sistoskopi, transrektal ultrasonografi ve sonda takılması gibi tetkik ve işlemlerden önce veya en erken 24 saat sonra alınmalıdır: Bu işlemlerden hemen sonra kan alınması yalancı yüksekliğe neden olmaktadır.

Transrektal ultrasonografi anormal DRM bulguları ve/veya PSA yüksekliği olanlarda yeni kullanılan bir metottur. Bu durumlarda transrektal ultrasonografi ve/veya biyopsi sonucu negatif ise hasta hekiminin uygun gördüğü aralarla izlenmelidir.

Erken evrede prostat kanseri tespitinin mortalite üzerine etkisi henüz bilinmemektedir. Serum PSA ve DRM pek çok asemptomatik hastayı tespit edebilmektedir. Fakat 50 yaş üstü erkeklerde klinik olarak önemsiz, yavaş seyirli prostat kanseri prevalansı çok yüksektir; bu tip kanserlerin tarama ile tespit edilmesi gereksiz tedavilere neden olmaktadır. Günümüzde kullanılan yöntemlerle, ölümcül fakat tedavi ile kür sağlanabilecek tümörle, tedavi edilmese de yaşamı tehdit etmeyen tümörü ayırt edebilmek mümkün değildir. PIVOT çalışmasında, asemptomatik prostat kanserli hastalar, radikal prostatektomi vs gözlem şeklinde randomize edilmişlerdir. Çalışma 1994 yılında başlamış olup, 15 yıllık bir izlem sonunda sonuçlar alınabilecektir.

ENDOMETRİYUM KANSERİ

Endometriyum kanseri kadınlarda pelvik bölgede en sık görülen kanserdir. Erken tanı, risk faktörlerinin bilinmesi ve uygun tanı metotlarının kullanılmasıyla mümkündür. Endometriyumdan doku örneği alınması ofis uygulamasıdır ve yüksek riskli tüm kadınlarda yapılmalıdır. Yüksek risk söz konusu olmadıkça, tüm menopozal kadınlara uygulanmamalıdır. İnfertilite, obezite, ovülasyon yetersizliği, anormal uterin kanamalar, progestinsiz östrojen kullanımı veya tamoksifen (zayıf östrojenik etkisi vardır) tedavisi risk faktörleridir. Bu risk faktörleri, endometriyum kanseri ve onun öncüsü olan adenomatöz hiperplazi gelişiminde önemli olan östrojenik uyarıyı gösterir. Hormon bağımlı tümörler genellikle düşük virülanslı ve çoğunlukla küratiftir. Asemptomatik kişilerde endometriyal doku örneği almaya menopozda başlanmalı ve hekimin endikasyonuna göre belirli aralarla tekrarlanmalıdır (7).

Transvajinal ultrasonografi yeni bir tanı metodudur. Yüksek riskli postmenopozal kişilerde erken tanı metodu olarak önerilmektedir. Endometriyum kalınlığı 4 mm ve altında ise karsinom riski yoktur. Endometriyum kalınlığı 5 mm'yi geçtiği zaman benign lezyonların karsinomdan ayırt edilmesi mümkün değildir, biyopsi yapılması uygundur. PAP testi endometriyum kanserli hastaların yalnızca 1/2-1/3'ünde anormaldir, bu nedenle endometriyum kanserinin erken tanısında yararsızdır.

OVER KANSERİ

Batı ülkelerinde sık görülmektedir. ABD'de jinekolojik kanserlerden ölüm nedenleri arasında birinci sırada yer almaktadır. Hastaların yalnızca %25-30'una erken evrede tanı konulabilmektedir. Erken evrede beş yıl yaşam %80-90 iken, evre 3-4'te %10-15'tir. Pelvik muayene, CA-125 ve pelvik ultrasonografi erken tanı amacıyla kullanılan yöntemlerdir. Ancak yapılan çalışmalar, her üç yöntemin de erken tanı için yetersiz olduğunu göstermiştir. "Color Flow Doppler" ultrasonografi (tümördeki kan akımı ve neovaskülarizasyonu gösteren bir yöntem) ve transvajinal ultrasonografinin erken tanıdaki yeri araştırılmaktadır.

ACS, over kanseri erken tanısı için periyodik pelvik muayeneyi önermektedir. Ancak bazı kuruluşlar ailede over kanseri öyküsü olmayan kişilerde rutin taramanın karşısındadır (8).

MESANE KANSERİ

Üriner şistozomiazisin endemik olduğu bölgelerde ve yüksek riskli mesleklerde çalışan kişilerde (anilin boyalarıyla çalışanlar, deri-boya-plastik-kauçuk sanayiinde çalışanlar) idrar sitolojisi erken tanıda yararlı bir testtir. Erken tanı ile yaşam süresi uzamaktadır, ancak mortalitenin azaldığına dair yeterli veri mevcut değildir. Bu nedenle yüksek riskli gruplar dışında mesane kanseri taraması önerilmemektedir (9).

KARACİĞER KANSERİ

Çin'in bazı bölgelerinde sık görülmektedir ve alfa feto protein (AFP) erken tanı amacıyla kullanılmaktadır.

"Hepatitis B surface antigen (HBsAg)" pozitifliğinde hepatoselüler karsinom insidansı artmaktadır. HBsAg pozitifliğinde karaciğer kanseri için en yüksek riskli grup; erkekler, sirozu olanlar, ailede karaciğer kanseri öyküsü olan ve 45 yaş üzerinde olan kişilerdir. Yüksek riskli gruplarda yapılan prospektif çalışmalarda ultrasonografinin AFP'den daha sensitif bir tanı metodu olduğu gösterilmiştir (9).

Hastalığa bağlı mortalitenin azaltılabilmesi, ancak hastalığın önlenmesiyle mümkündür. Bu da hepatit B virüsüne karşı tüm dünyada aşılanmayla mümkün olabilir.

DERİ KANSERLERİ

Tüm derinin kişinin kendisi veya hekim tarafından inspeksiyonu bazal hücreli ve skuamöz hücreli karsinom ve malign melanom taramasında kullanılmaktadır. Epidemiyolojik çalışmalar tarama programlarıyla, melanom mortalitesinde azalma olduğunu göstermektedir. İskoçya ve Avustralya, melanomun en sık görüldüğü ülkelerdir. İskoçya'da halk eğitim programlarıyla, kişilerin erken dönem melanomu tanıma oranlarının %38'den %62'ye çıktığı, kötü prognozlu tümörlerin %34'ten %15'e düştüğü saptanmıştır (10).

Erken melanomun klinik bulguları ABCD şeklinde özetlenebilir:

A: Asimetrik lezyon (Asymmetry)

B: Kenar düzensizliği (Border)

C: Lezyon içinde renk değişiklikleri (Color)

D: Çapta büyüme (Diameter)

SONUÇ ve ÖNERİLER

Birçok kanser, tarama testleri ile erken dönemde yakalanabilmekte ve erken tanındığı zamanda uygun tedavi yöntemleri ile eradike edilebilmektedir. Bunun için gerekli ve yeterli şart, uygun kanser tarama testlerinin sağlıklı ancak risk altında olan insanlara düzenli aralıklarla uygulanmasıdır.

Son yıllarda moleküler biyoloji ve genetik alanındaki çalışmalar süratle ilerlemektedir. Kanserin etyolojisi ve genetik faktörlerle ilgili bilgiler her yıl artmakta ve çeşitli kanserler için yüksek riskli gruplar belirlenebilmektedir. Belirli kanserlere karşı hassasiyeti belirleyen genler kullanılarak yapılacak kanser tarama testleri önümüzdeki yıllarda gerçekleşebilecek önemli bir aşamadır.

KAYNAKLAR

  1. Fırat D, Çelik İ. Cancer statistics in Turkey and in the world. Turkish Association for Cancer Research and Control. Ankara: Alp Ofset Matbaacılık, 1998.
  2. Fink DJ. Cancer detection: The cancer-related checkup guidelines. In: Holleb AI, Fink DJ, Murphy GP (eds). Clinical Oncology. Atlanta: American Cancer Society, 1991: 153-77.
  3. Brawley OW, Prorok PC, Cohagan J, et al. Principles of cancer screening. In: Haskell CM (ed). Cancer Treatment. 4th ed. Philadelphia: WB Saunders Company, 1995: 14-8.
  4. Leith AM, Dodd GD, Costanza M, et al. American Cancer Society guidelines for the early detection of breast cancer: Update 1997. CA Cancer J Clin 1997; 47: 150-3.
  5. Byers T, Levin B, Rothenberger D, et al. American Cancer Society guidelines for the screening and surveillance for early detection of colorectal polyps and cancer: Update. CA Cancer J Clin 1997; 47: 154 -60.
  6. Herold AH, Woodard LJ. Cancer screening and diagnosis. Med Clin North Am 1996; 80: 1-218.
  7. Mettlin C, Jones G, Averette H, et al. Defining and updating the American Cancer Society guidelines for the cancer related checkup: Prostate and endometrial cancers. CA Cancer J Clin 1993; 43: 42-6.
  8. Teneriello MG, Park RC. Early detection of ovarian cancer. CA Cancer J Clin 1995; 45: 71-87.
  9. Rimer BK, Schildkraut J. Cancer screening. In: DeVita VT, Hellman S, Rosenberg SA (eds). Cancer, Principles and Practice of Oncology. 4th ed. Philadelphia: JB Lippincott Company, 1997: 619-32.
  10. Marks B. Prevention and control of melanoma: The public health approach. CA Cancer J Clin 1996; 46: 199-216.

YAZIŞMA ADRESİ

Doç. Dr. İsmail ÇELİK

Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü

06100, Sıhhiye-ANKARA

e-mail: cismail@hacettepe.edu.tr

Yazdır